Alman uzmandan korkutan İstanbul depremi açıklaması

17 Ağustos depreminin 20'nci yıldönümünde dikkatler uzmanların yıllardır "büyük deprem" uyarısında bulunduğu İstanbul'a çevrildi. DW'ye konuşan Alman sismolog Prof. Dr. Marco Bohnhoff, İstanbul'da büyük bir deprem yaşanması tehlikesinin her geçen gün daha da arttığını, sonuçlarının da dramatik olacağını söyledi.

Alman uzmandan korkutan İstanbul depremi açıklaması

Yerbilimleri araştırmalarıyla dünyanın önde gelen kurumlarından sayılan Potsdam merkezli Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nin (GFZ) uzmanlarından Bohnoff, depremin İstanbul merkezine çok yakın bir mesafede yaşanacak olması nedeniyle etkisinin de büyük olacağına dikkat çekti.

Türkiye’deki Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ve araştırma enstitüleri ile yakın işbirliği yürüten ve bu kapsamda geliştirilen projelerle Marmara bölgesindeki yer hareketlerini anbean izleyen Bohnhoff DW Türkçe’den Değer Akal’ın sorularını yanıtladı.

Türk makamlarıyla, AFAD’la ve uzmanlarla ortak projeler yürütüyor, bölgedeki yer hareketlerini yakından izliyorsunuz. Sizin bulgularınıza göre İstanbul’da büyük bir deprem riski artıyor mu?

GFZ Potsdam’ın Türkiye’deki araştırma enstitüleri ve resmi makamlarıyla deprem araştırmaları konusunda işbirliği oldukça eskiye dayanıyor. İlk olarak 1980’li yılların ortalarında Türkiye’de kurduğumuz ölçüm sistemleri ile yürüttüğümüz sismik gözlem çalışmalarımızı son dönemde yoğunlaştırdık, daha da yoğunlaştıracağız. Bu gözlemlerimizden yola çıkarak İstanbul’da büyük bir deprem yaşanması tehlikesinin yüksek olduğunu söyleyebilirim. Deprem olacak. Ve ne yazık ki geçen her gün İstanbul için büyük deprem tehlikesi daha da artıyor. Doğrusu soru şu ki, mesele İstanbul’da bir deprem olup olmayacağı değil, çünkü olacak. Asıl büyük soru işareti ne zaman olacağı konusunda…

Gün ve saati öngörülemese de, depremin gerçekleşmesi muhtemel bir zaman aralığı tespit edilebiliyor mu?

Üç önemli parametre var. Birincisi depremin büyüklüğü. İstanbul’da beklenen deprem 7,0 ile 7,4 arasında bir büyüklükte olacak. Bu, gerçekten çok güçlü bir deprem, özellikle depremin İstanbul merkezine çok yakın bir mesafede yaşanacak olması nedeniyle etkisi de büyük olacak. İkinci parametre depremin nerede olacağı. Bunu da, tektonik plaka sınırlarını bildiğimiz için yine göreceli olarak öngörebiliyoruz. Bir sonraki büyük deprem, İstanbul’dan sadece 20 kilometre uzaklıkta, Marmara Denizi’nde olacak. Geriye depremin ne zaman olacağı sorusu kalıyor. Ancak bunu yanıtlamak için sistemi yeterince iyi bilmiyoruz. O nedenle sadece ihtimallerden söz edebiliriz: İstanbul bölgesinde, önümüzdeki 30 yıl içerisinde, 7,4 büyüklüğüne ulaşabilecek bir deprem olasılığı yüzde 70. Bu da çok yüksek bir değer…

Tsunami tehlikesi var mı?

Tsunami tehlikesi var ama bu Sumatra ya da Japonya’da tanık olduklarımıza benzemeyecektir. Çünkü Türkiye’deki iki levha yatay olarak hareket ediyor, tsunami deniz tabanının dikey olarak yükselmesi veya alçalmasında söz konusu oluyor. Bu daha sınırlı bir şekilde, yerel ölçekte söz konusu olabilir. Geçmişteki büyük depremlerde de İstanbul Boğazı’nda, 6 metre yüksekliğe ulaşan tsunami dalgaları olduğu hakkında bilgiler mevcut. Bu büyük İstanbul depreminde de söz konusu olabilir, bu gayet tabii ki kıyı bölgelerinde hasara yol açabilir ama asıl en önemli konu sismik dalgalar, çünkü asıl bunlar binalar için sorun teşkil edecektir…

İstanbul’daki erken uyarı sistemi daha az can kaybı olmasını, felaketin boyutunun sınırlandırılmasını sağlayabilir mi?

Deprem erken uyarı sistemi, deprem yaşandığında ya da yaşanmaya başladığında devreye giriyor. Sismik dalgaların algılanmaya başladığı an ile bunların kente ulaşması için geçen süre aslında uyarı için kullanılıyor. Ama ne yazık ki tıpkı Los Angeles’ta olduğu gibi İstanbul için de erken uyarı için koşullar çok kötü. Çünkü deprem bölgesi kentin çok yakınında. İstanbul için depremin başlaması ile şehirde şiddetli sarsıntıların yaşanması arasında en fazla 2 ila 6 saniyelik bir süre var. Bu ne yazık ki çok az bir süre. Bu süre en iyi ihtimalle ancak otomatik olarak trafik lambalarının kırmızıya dönüştürülmesi, tünel ve köprülerin kapatılması, doğalgaz akışının kesilmesi için kullanılabilir. Ama daha kapsamlı bir uyarı mümkün görünmüyor. Bu nedenle resmi makamların tavsiyesi bir deprem durumunda kişilerin öncelikle evlerinde, deprem sırasında bulundukları binada kendilerine kapı eşiğinin altında, masa ya da yatak altında güvenli bir yer bulmalarıdır. Sarsıntı geçtikten sonra binadan çıkılmalı, çünkü bu depremi artçı depremler izleyebilir.

Profesör Bohnhoff, gözlemleriniz ışığında, sizce Türkiye İstanbul depremine hazır mı, zararların mümkün olduğu ölçüde sınırlandırılması için gerekli önlemler alındı mı? Yoksa Türkiye ekonomisinin kalbi İstanbul, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı büyük bir yıkım tehlikesiyle mi karşı karşıya?

Depremden korunmanın en etkili yolu depreme dayanıklı binalardır. Bu ne yazık ki çok maliyetli. Türkiye’de de güvenli, depreme dayanıklı inşaatlar için yatırım yapılıyor ama tabii bu ne yazık ki hiçbir zaman tam anlamıyla yeterli değil… Soru, belli şiddetteki bir sarsıntıya dayanıklı olacak şekilde bir binanın ne ölçüde gerekli tadilatı yapılıyor ya da yeniden inşa ediliyor? Bu nedenle, tıpkı dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi İstanbul bölgesi depreminde de büyük bir deprem olması halinde çok sayıda can kaybı olacaktır…

Bazı uzmanlar, İstanbul depreminde 150 bin, hatta 300 bin kişinin hayatını kaybedebileceğini söylüyor…

Sismolog olarak kıyamet senaryoları ve spekülasyonlara dahil olmak istemem. Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere bu konuda ciddi araştırmalar yapıldı. Bunlar beklenen büyük bir depremin olması halinde on binlerce kişinin hayatını kaybedebileceği, evsiz kalanların oranının da bunun 10 katı olacağına işaret ediyor. Bunlar gayet tabii ki dramatik sonuçlar. Ayrıca buna ekonomik zararlar ve finans piyasalarında etkiler de eklenecek… Bizlerin hedefi ise deprem öncesinde daha fazla önlem alınmasını sağlamak, yaşanacaklara hazırlıklı olmaları için halkın bilgilendirilmesidir. Herkes kendi evini, konutunu denetlemeli. Ancak en önemlisi bir deprem anında kişilerin doğru hareket etmeleri, bulundukları binalardan çıkmaya çalışarak kopan, yıkılan bina parçaları altında kalmamaları konusunda bilinçlendirilmelidir. Bizim bilimsel olarak hedefimiz ise depreme yol açan süreçleri, öngörülerimizi çok daha iyi yapabilmek için incelemek.